1950’lerin küçük bir sahil kasabasında yetişen Clare O’Brien ve David Power, kalplerindeki arzuyu Yankı Mağarası’na haykırırlar. İkisinin de tek bir dileği vardır: Kasvetli ve dedikoducu Castlebay kasabasından bir an önce kurtulmak.
Tıp öğrenimi gören David ile üniversitede burslu okuyan Clare’in yolları yıllar sonra Dublin’de kesişir. Ancak küçük bir kasabanın tek doktorunun oğlu ile mütevazı bir dükkân sahibinin kızının birlikte olmaları sosyal açıdan pek de mümkün değildir. Aşklarının yankısını duyabilmeleri için önlerinde aşmaları gereken pek çok engel vardır. Kader bir gün ikisini de Castlebay’e çağırır. Fonda gri bir gökyüzünün, dalgalı bir denizin ve rüzgârın olduğu; sırlarla, hüsranla, tutkuyla, ihanet ve aşkla örülmüş bir dramın içinde bulurlar kendilerini. Aşklarının yankısı tüm engelleri aşarak onlara ulaşabilecek midir?
Maeve Binchy, küçük bir sahil kasabasındaki sıradan insanları anlatırken, âdeta dünyanın dönerken çıkardığı sesi yankılıyor.
Maeve Binch hakkında:
Yirmi üç yaşındayken, Kudüs’te İsa’nın son yemeğini yediği söylenen mağarayı ziyareti sırasında, dinsel inancını yitirdi. Daha sonra bir kibbutzda çalışmak üzere İsrail’e gitti.
Yurtdışında bulunduğu sırada her hafta babasına, bulunduğu yerdeki hayatı ve savaş altındaki toprakları tasvir eden mektuplar yazdı. Babası, bu mektuplardan birini, Dublin’de yayımlanan “Irish Times” gazetesine 18 pound’a sattığında Binchy’nin öğretmen maaşı, 16 sterlindi.
Öykü tarzında kaleme alınmış bu mektup, Binchy’ye 1969 yılında “Irish Times”ın da kapılarını açtı. Böylece, haftada iki kez yazan ünlü bir köşe yazarı ve İrlanda feminist hareketinin ilk kadın editörü oldu. Londra’ya taşınan Binchy burada, daha sonra çocuk öyküleri de yazacak olan, BBC’nin sunucularından Gordon Snell’le tanıştı.
Read the rest of this entry »

