Van Minüt Efsanesi , Nurdan Akıner

Kitap gerek Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki AKP hükümeti gerekse geleceğin yöneticileri için “neler yapmamalıyız” rehberi niteliğinde. Araştırmanın bize işaret ettiği, Türkiye’nin doğusunda dünyaya gelen çocukla devlet arasındaki uçurumun çok erken yaşlarda oluşmaya başladığı. Araştırmanın çıkış noktası Davos krizi olsa da ulaştığı nokta kökleri geçmişten beslenen ve her krizde depreşen bir yara..

Mersin- Mersin Üniversitesi (MEÜ) İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Nurdan Akıner, 29 Ocak’ta İsviçre’nin Davos kentinde, Dünya Ekonomi Forumu kapsamındaki ”Gazze: Orta Doğu’da Barış Modeli” oturumunda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile tartışan Başbakan Erdoğan’ın oturum yöneticisini protesto ederek paneli terk etmesinin ardından buradaki söylemlerin sadece Türkiye’de değil tüm dünyada yankı bulduğunu söyledi.

Akıner, Davos’ta yaşananların medya yoluyla aktarılışı ve izleyici-dinleyici kitlesi tarafından algılanışını ele aldığı ”Siyasal Tarihin Kırılma Noktasına Medya Yoluyla Tanıklık: Van Minüt Efsanesi” kitabı için aylar süren mülakatlarda, yaşları 20-28 arasında değişen 16’sı kadın 40 üniversite öğrencisiyle bir araya geldiğini kaydetti.

Araştırmasında ”Türkiye’de yaşayan gençlerin Başbakan Erdoğan ve Davos’taki çıkışıyla ilgili ne düşündüğünün açıkça ortaya çıkarıldığını” savunan Akıner, elde ettiği sonuçları kitaplaştırarak kamuoyuyla paylaştığını söyledi.

Kitabının 144 sayfadan oluştuğunu belirten Akıner, araştırması sırasında Türkiye’deki çok sayıdaki gazetenin internetteki forumlarını değerlendirdiğini, yaşanan gerginliği de incelediğini kaydetti.

Kitabına temel oluşturan mülakata katılanların yüzde 60′ının Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki tepkisinin ”önceden kurgulanmış bir seçim propagandası” olduğuna inandığını saptadığını ifade eden Akıner, şöyle konuştu:
Read the rest of this entry »

1 Comment »

Devlet'in Örnek Yurttaşları , Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri , Rıfat N. Bali

Bu araştırmanın incelediği dönem elliüç yıl… Yani yarım asırdan biraz fazla bir dönem.. DP’yi ikidara getiren tarihi 14 Mayıs 1950 seçimleriyle başlayan ve 15 Kasım 2003 tarihinde İstanbul’daki iki sinagoga karşı düzenlenen intihar saldırıları ile sona eren bir dönem “CHP’nin Tek Parti dönemindeki otoriter ve ayrımcı siyasetinden bezmiş olan ve 14 Mayıs 1950 seçiminin sonucunu, II Meşrutiyet’in ilanında azınlıkların gösterdikleri heyecan ve sevince benzer bir şekilde karşılayan Türk Yahudileri bu tarihten elli üç yıl sonra ise bu kere sinagogları hedef alan intihar saldırıları karşısında derin bir üzüntü ve öfke hissedeceklerdi.”

Peki bu iki tarih arasında yer alan elliüç yol zarfında Türk Yahudi toplumu ne tür meseleler ile karşı karşıya kaldı? Bunlar ile nasıl mücadele etmeye çalıştı? Mücadele edebildi mi? Edebildiyse ne netice elde etti? Altmışlı ve yetmişli yolların çalkantılı ve buhranlı havasında devrimci sol, milliyetçi ve İslamcı eylemciler ve basın Türk Yahudilerine karşı nasıl davrandı? “Türkiye’de huzurlu yaşamak” için kamusal alanda görünmez olmayı ve siyasetten uzak kalmayı felsefe edinmiş olan bir toplumun liderleri nasıl oldu da “Ermeni soykırımı meselesi” vesilesiyle uluslararası diplomasinin birer aktörü ve “Türkiye Cumhuriyeti’nin örnek vatandaşları” haline geldiler? Bu araştırma yerli ve yabancı kaynakları derinlemesine araştırarak bütün bu suallere cevap getirmekte.

Rıfat N Bali hakkında:

1948 yılında İstanbul’da doğdu. Saint Benoit Fransız Lisesi ve Sorbonne Üniversitesi teoloji bölümünden mezun oldu. Başta Tarih ve Toplum, Toplumsal Tarih, Birikim ve Virgül olmak üzere çeşitli dergilerde makaleleri yayınlandı. Birçok derleme ve ansiklopediye yazılarıyla katkıda bulundu. Birçok kitabı yayına hazırladı. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Rıfat N Bali Kitapları:

Türkiye Yahudileri üzerine birçok kitabı vardır. Bazıları:

1. Tarz-ı Hayat’tan Life Style’a Yeni Seçkinler, Yeni Mekânlar, Yeni Yaşamlar
Read the rest of this entry »

No Comments »

Yeşil , Murat Yıldırım

Mahmut Yıldırım…

1974 yılında katıldığı Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra MİT’ten gelen davet mektubuyla istihbarat dünyasına adım atar. Yıllarca Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde terör örgütleriyle yapılan mücadelede ismini duyurur. 1996 yılında, MİT tarafından Abdullah Öcalan’a suikast düzenlemek üzere Suriye’ye gönderilir. Yurt içinde ve yurt dışında yüzlerce gizli operasyona katılır. Kasım 1996′da ortadan kaybolur. O günden sonra kendisinden haber alınamaz.

Yeşil…

1996 yılında öldüğü iddia edilir ve derin devlet tartışmalarının başladığı günlerde kanun dışı birçok olayın faili olarak gösterilir. Binbaşı Ahmet Cem Erveser’in öldürülmesi, Ömer Lütfi Topal’ın kaçırılması, Kürt Yazar Musa Anter’in infazı, haraç çeteleriyle bağlantıları, Gazi Mahallesindeki saldırılar…

Murat Yıldırım…

Mahmut Yıldırım’ın oğlu. Yeşil’in bugüne kadar anlatmadığı olayların perde arkasını, babasına iftira atıldığını ispatlamak için yazmaya başladı. Yıldırım’ın kaleminden çıkan satırlar; Ahmet Cem Ersever’den Mehmet Ağar’a, Korkut Eken’den Abdullah Çatlı’ya, derin devlet hakkında bilinenleri farklı bir bakış açısıyla gözler önüne seriyor.

“Devletin iki kanunu vardır: Bir: Devlet her zaman haklıdır. İki: Birinci kural her şartta geçerlidir.”
Türkiye’nin son otuz yılına damgasını vurmuş bir isim: Mahmut Yıldırım
Ve Türkiye’nin bu dönemini bambaşka kılan bir kod ad: Yeşil.

Devletin Savaşçısında, Mahmut Yıldırım’ın oğlu Murat Yıldırım, ilk kez sorulmaya cesaret edilen sorulara, ilk kez ve okuması cesaret isteyen cevaplar veriyor:
• Mahmut Yıldırım nasıl bir süreçten geçerek Yeşil’e dönüştü?
• Ahmet Cem Ersever kimdir?
• Susurluk kazası gerçekte neyin sonucuydu?
• Suriye’de Abdullah Öcalan’a düzenlenen suikastlerin en gizli detaylarını kimler biliyordu?
• Kürt işadamları nasıl infaz edildi?
• İtirafçılar nasıl devşirilirdi?
• Hizbullah – PKK ve Devletin ilişkisi ne kadar derinlere iniyor?
• Yeşil hayatta mı?

No Comments »

Zübeyde Hanım - Gölgesinde Mustafa Kemal i Büyüten Kadın - Fatih Bayhan

Gölgesinde Mustafa Kemal’i Büyüten Kadın Zübeyde Hanım, Sofularlı Feyzullah Ağa’nın güzel kızı. Aile kökleri Yörük Türkmenlerinden. Resmi kayıtlarda “Evladı Fatihan” olarak geçiyor…Tarla görmüş, harman görmüş, yüreği genç yaşta acılar yaşamış bir kadın…Hayat anlayışı, vatan sevgisi, insan sevgisi, din anlayışı ortalama bir Türk kadınınkinden farklı değil. Anne Ayşe Hanım çok dindar, kızını da kendisi gibi dindar yetiştiriyor. Babası ‘Sofu’ ve ‘Hacı’ lakabını almış… Zübeyde Hanım da bu kültürde yetişiyor. 14 Yaşında gelinlik giyiyor… Kendisini rüyasında gören Ali Rıza Bey’le evlendiriliyor… 6 çocuk annesi oluyor, ama üç çocuğunu daha anakuzusuyken toprağa veriyor… Ali Rıza Bey’in vefatıyla, “Nerde Benim saadetim?” diye yakındığı dönem başlayacaktır… Çok büyük sıkıntılar çeker… Aldığı dul maaş yetmez…Kardeşinin çiftliğine gidip gelmeye başlar…Ama henüz yaşı gençtir, çocukları küçüktür…Komşularının aracı olmasıyla yeni bir evlilik yapar…Hayatı bundan sonra Balkan savaşlarına kadar böyle geçer…Harp okulundan mezun olan Mustafa, her ay aldığı maaşı getirir anasının avucuna sayar…“Artık seni evlendireceğim” diye baskılar da bu dönemde başlar…Zübeyde Hanım’ın, babasız kalan yavrularına karşı bir baba hissi içinde olduğunu görüyoruz. İstanbul’da zor günler devam eder…Ama en acı durağı Mustafa Kemal’in 19 Mayıs’tan bir gün önceki duygulu gecesidir…Annesinin hayır duasını alarak yola çıkar… Öpüştükçe ağlaşırlar, sarılırlar…İki kızıyla kalır Şişli’de…Evleri baskın yer, aranmak ister… Bir yandan vuslat, bir yandan suçlanan bir evladı vardır… Her defasında “mürüvvetini göreyim oğul” derken derdi Mustafa’nın mutluluğudur… Ama her defasında, “Ben vatanımla izdivaçlıyım” cevabını alır…Fikriye’ye gönül koyar, annesi engel olur… Saraylı, soylu bir kız ister…O, hayatının her anında oğlunun yanında ve en büyük koruyucusu olmuştur.Hasta yatağında kalkıp İzmir’e Latife Hanım’ı görmeye giderken de, “Oğlum kiminle evlenecek, görmem lazım” düşüncesi vardır…Görmüştür, tanımıştır Latife Hanım’ı…Ve orada vefat etmiştir…

Fatih Bayhan hakkında;

1975 yılında, Adana ‘da doğdu. Kendisi gazetecilik ve yazarlık yapmaktadır. Ailesi, Adana’da bilinen ve çevresinde sevilen eşraftan insanlardır. Yazar ortaokulu ve liseyi Adana da okudu. 1991 yılında haftalık olarak yayınlanan Yörünge dergisinin dağıtımını yapan Bayhan, lise son sınıftayken Adana İmam Hatip lisesinde “Öğrenci Bülteni” adlı bir dergi yayınladı. Arapça dilgibilgisinin temeli sayılan dersler aldı. Tefsir, Hadis, Usul-u fıkıh, Usul-u Hadis, İslam Tarihi eğitimi ve Osmanlıca, İngilizce dil eğitimi aldı…

Read the rest of this entry »

No Comments »

Tarihin İzinde - İlber Ortaylı

Tarihi sevdiren adam sizi “Tarihin İzinde”dolaştırmaya devam ediyor…
“Bazı tarihçilerimiz vardır, diyorlar ki mesela, ‘Osmanlılar Arapça kullanmış, Farsça kullanmış.’ Hâlbuki Osmanlı’nın Arapça bileni, bugün bizim İngilizce bilenimiz kadardır.”

“Bize Türkiye ismini 12. asırda İtalyanlar koymuştur. Ülkenin çoğunluk halkı Türk olduğu için bize Türkiye, “Türkü Mania” gibi isimler koymuşlar. Ama biz kendimize ısrarla Rum, Romen demeye devam ettik. Çünkü bu Roma imparatorluğu’nun bir devamıdır. İstanbul’u fetheden Fatih de kendisini Kaiser-i Rum (Doğu Roma İmparatoru) ilan etmiştir. Ama bununla beraber tabii ki o da Türktür.”

“Sultan Abdülaziz’in öldürüldüğü kanısındayım. Çünkü Sultan Abdülaziz bir kere çok dindar. Dindar adamlar kolay intihar etmiyorlar. Abdülaziz yaşamayı seven biri…”

“Vahdeddin ve Atatürk karşı karşıya gelmişlerdir. Ama dost oldukları zaman da vardır. Kim ne derse desin son padişah hazineyi soyup gitmedi. Gittiği yerlerde de Türkiye devleti aleyhinde faaliyette bulunmadı, söz söylemedi.”

“Din ile devletin ayrılması Yahudi ve Müslümanlıkta imkânsızdır. Çünkü her iki dinde de din insanların yirmi dört saatini ayarlar. Sadece devletle olan ilişkilerini değil özel hayatlarını, nasıl yiyip içeceklerini, nasıl temizleneceklerini, karı-koca arasındaki ilişkiyi ve tabii ki devletle olan ilişkiyi ayarlar.”

Ülkemizin değil dünyanın en önemli tarihçilerinden İlber Ortaylı “Tarihin İzinde” dolaşıyor, kafa kurcalayan sorulara cevaplar veriyor ve ezberleri bozuyor.

İlber Ortaylı hakkında;
1947 yılında Bregenz, Avusturya`da bir göçmen kampında Kırım Tatarı bir ailenin çoçuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini İstanbul ve Ankara’da tamamladı. 1965′te Ankara Atatürk Lisesi’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (1968) ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünü bitirdi. Viyana Üniversitesi’nde Slavistik ve Orientalistik okudu.

Yüksek lisans çalışmasını Chicago Üniversitesi’nde Prof. Halil İnalcık ile yaptı. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden “Tanzimat Sonrası Mahalli İdareler” adlı tezi ile doktora derecesi aldı (1978), “Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfus[z]u” adlı çalışmasıyla da doçent (1979), 1989′da profesör oldu.

Viyana, Berlin, Paris, Princeton, Moskova, Roma, Münih, Strazburg, Yanya, Sofya, Kiel, Cambridge, Oxford ve Tunus üniversitelerinde misafir öğretim üyeliği yaptı, seminerler ve konferanslar verdi. Yerli ve yabancı bilimsel dergilerde 16. yüzyıl ila 19. yüzyılı Osmanlı tarihi ve Rusya tarihi ile ilgili makaleler yayınladı. 1989-2002 yıllları arasında Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde İdare Tarihi Bilim Dalı Başkanı olarak görev yapmış, 2002 yılında Galatasaray Üniversitesi’ne, 2 yıl sonra Bilkent Üniversitesi’ne geçmiştir. Halen (2005) Topkapı Sarayı Müdürlüğü görevini de yürütmektedir. Şu anda Galatasaray Üniversitesi’nde tarih dersleri vermektedir
Read the rest of this entry »

No Comments »

Siz Kimi Kandırıyorsunuz - Soner Yalçın

Soner Yalçın ile birlikte, yakın tarihin labirentlerinde, ezber bozan, şaşırtıcı bir yolculuk. Ülkelerin geçmişi ile bugünü arasındaki benzerlikler şaşırtıcıdır,  örneğin; 30 Mayıs 1876 askeri darbesiyle tahttan indirilen Abdülaziz’in başına gelenler ile Cumhuriyet döneminde ağır ekonomik kararlar alan hükümetlerin başına gelenler benzerdi. Doğruyu bulmak zekâ ve bilgi meselesinden çok, kişilik ve ahlak sorunudur.

Soner Yalçın Hakkında;

1987′de “2000′e Doğru” dergisinde gazeteciliğe başladı. Ardından, 1995 yılına kadar “Aydınlık” gazetesinde çalıştı. Daha sonra “Siyah Beyaz” gazetesi, Show TV, Star TV gibi kuruluşlarda görev aldı. Bir süre “Sabah” gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Yabancı gazetelerde makaleleri yayımlanan, çeşitli yerli ve yabancı belgesellere katkıda bulunan Yalçın, halen CNN Türk’te çalışmaktadır.
Read the rest of this entry »

No Comments »