Bir Amerikan diplomatı olan Samuel S. Cox, 1851 ‘de ilk kez geldiği İstanbul ‘a, Kongre\’deki Demokrat Parti temsilciliğinden istifa ederek, diplomatik temsilci sıfatıyla 1885 ‘te tekrar gelir.
Yeni Dünya ‘nın temsilcisi Cox, kadim Osmanlı payitahtında iki yıl görev yaparak ülkesine ve siyasetçiliğe geri döndükten sonra, İstanbul ‘da geçirdiği bu kısacık dönemi geniş hacimli bir kitaba dönüştürür.

Dönemin İstanbul ‘u da, sosyal hayatına ve gündelik yaşama dair ayrıntılı gözlemlerle anıların adeta baş rolündedir: harem, köleler, nazırlar, esnaf, arabacılar, çarşı pazar, giyim kuşam ve tabii ki meşhur sokak köpekleri…

Batılı güçlerin var güçleriyle nüfuz etmeye çalıştığı Osmanlı ülkesine ve padişahına beslediği hayranlığı gizlemeyen Cox, bu yüzden uğradığı eleştirileri de açık yüreklilikle bu anılarına katar.
Modern çağın değişimlerinin olanca hızıyla sürdüğü bir dönemde, Yeni Dünya ‘nın Eski Dünya ‘ya bakışı, sıra dışı bir kalemden, dilimizde ilk kez yayımlanmaktadır.

No Comments »

Sosyo-kültürel yapıyı anlamak ve tanımak için öncelikle o yapı hakkında saha araştırmaları yapmak gerekmektedir. Mesela İslam’ın doğuşu hakkında bir araştırma yapılıyorsa Mekke ve Medine ilk akla gelen yerlerdir. Alevilik söz konusu olduğunda da Türkiye’de ilk akla gelen yer şüphesiz Tunceli’dir.
Türkiye’de sosyal bilimciler nedense hep masa başı çalışmalar yaparak Türkiye’nin sosyal yapısı hakkında bilgi veriyorlar. Dolayısıyla sahadan haberdar olmadan yazılmış eserleri yorumlayarak ya da hoşlarına gelenleri alarak kitap yazıyorlar. Oysa saha araştırmaları ve sözlü tarih çalışmaları da en azından masa başı çalışmaları kadar önemlidir. Hatta bir konu hakkında yeterince saha çalışması yoksa o konudaki saha çalışmaları masa başı çalışmalarından her zaman daha önceliklidir.
Hüseyin Dede’nin hem sahadan biri, hem de sözlü tarihin şahidi olması nedeniyle kitabında ifade ettiği görüşler son derece önemlidir. Bu nedenle yazmış olduğu kitap, Tunceli’nin sosyal yapısı ve Alevilik-Bektaşilik hakkında araştırma yapanlara yardımcı olacak kaynak eser niteliğindedir.

No Comments »

Klasik Filoloji’ye yıllarını vermiş bir bilim ve düşün insanı; Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın oğlu. Osmanlı Devleti ve devamında Türkiye Cumhuriyeti’nin sanat ve politika alanında önde gelen ailelerinden Şakir Paşa Ailesi’nin bir ferdi; harika çılgınların belki en mahzun en yalnız ama kuşkusuz en hayat dolu üyesi. Bir ‘Sürgün Hikayesi’nin’ küçük tanığı. Terk edilmiş ama yılmamış, yıkılmamış gerçek bir cumhuriyet kadınının, cumhuriyet anasının ‘evin erkeği’ küçük oğlu. Akdeniz güneşinde olgunlaşmış bir antikçağ bilgesi ve hocaların hocası ünvanını hak etmiş gerçek bir entelektüel.

Sina Kabaağaç bahsettiğimiz kişi; anılarında, babası Halikarnas Balıkçısı’nın geride bıraktığı yaşamları anlatarak bir döneme ışık tutuyor şimdi…

No Comments »